Hakkında

1149

Yeni Bir İnsan Hakları Hareketine Doğru:
Küresel İnsan Hakları Krizi Karşısında Ne Yapmalı?
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
3-7 Ekim 2020

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insan varlığını “özgürlük, eşitlik, adalet ve barış” kavramlarına bağlayan, bu anlamda bir arada yaşamanın “temel ilkeleri”ni sunan en önemli kurucu belge olma niteliğini halen koruyor. Ne var ki, Beyanname’nin insan olmanın koşulu olarak tanımladığı haklar, ancak hayata geçirildiği ve güvence altına alındığı noktada varlık kazanıyor. İnsan hakları, siyasal alanın retorikle inşa edebileceği bir alan değil; bilakis hakların içerik ve kapsamı uygulamalarla varlık ve anlam kazanıyor ve korunması yurttaşların müdahilliğini gerektiriyor. İnsan haklarının yazılı bir ilkeler manzumesinin ötesinde, neden bir hareket ve mücadele olduğunun cevabını da belki burada saklı: İnsan hakları hareketi, bugüne dek hem insan haysiyetini korumanın sorumluluğunu taşımak hem de farklı kimliklerin, aidiyetlerin ve toplulukların kendilerini gerçekleştirme mücadelesinde taşıdığı hak perspektifiyle demokratik bir kamusal alanın işleyişinde kurucu rol oynuyor.

O halde insan haklarının, günümüzün otoriterleşen, olağanüstü hal ya da en azından olağandışı güvenlik tedbirleriyle yol alan, sağ-popülizmin milliyetçi-muhafazakar eğilimleriyle çizilen ve en nihayetinde sivil alanı kapatan siyasal evreninde nasıl bir işleve sahip olduğu sorusu tartışılmayı bekliyor.

Küresel siyasetin tetiklediği savaşların, kıyımların, şiddet, işkence ve kötü muamelenin, bunlarla bağlantılı olarak zorla yerinden edilmenin giderek olağanlaştığı ve devletlerin cezasızlığı yaygınlaştırarak neredeyse norma dönüştürdüğü koşullarda insan hakları mücadelesi nasıl bir ağırlığa sahip? Mültecilik, iklim, gıda, kent, çevre ve hayvanlara ilişkin hak ihlallerinin her biri farklı kriz alanları olarak tarif edilirken, insan hakları söylemi bunlara yönelik ne gibi cevaplar üretiyor ve yöntemler geliştiriyor? Daha önceki deneyimler bize neler söylüyor ve tüm bunları hesaba kattığımızda bugün haklar alanındaki ulusal ya da uluslararası mekanizmalar neleri yerine getiremiyor? Yerel ve global çapta yaşanan sorunlara, siyasi iktidarların sivil alanı kapatan politikalarına karşı insan haklarının “ana referans” olma niteliğini kaybetmesi veya gücünü yitirmesi, bu aşamadaki müdahalelerin yetersiz kalışıyla krizin çok katmanlı olduğuna dair emareler sunuyor.

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 3-7 Ekim 2020 tarihleri arasında gerçekleştireceği “Yeni Bir İnsan Hakları Hareketine Doğru: Küresel İnsan Hakları Krizi Karşısında Ne Yapmalı?” başlıklı uluslararası sempozyum, bu soruları insan hakları aktörleri için yeni stratejiler ve modellerin geliştirilmesi amacıyla tartışmayı hedeflliyor. Sempozyumun bununla ilişkili bir diğer amacı ise, insan hakları gündeminde aciliyet teşkil eden ve alarm veren meseleler için hak savunucularının, akademisyenlerin, sivil toplum gönüllüleri ve  en genelde sivil toplum bileşenlerinin bir araya gelebileceği bir ortak düşünme alanı oluşturmak.

Beş gün boyunca sürecek sempozyum, ön kayıtla online olarak gerçekleştirilecek.